Op.Dr. Banu Çiftçi
yükleniyor...
Randevu için
0212 215 55 50

İnsanda plasentanın (eş) gelişimi en az bebeğin gelişimi kadar önemlidir. Plasenta fonksiyon olarak oldukça ilginç bir organdır. Daha ilk hücreden bölünmeler esnasında, bazı kök hücreler, embriyoya ait yapılar oluşturmak için özelleşirken, bazıları da plasenta ve zarları yapmak üzere farklılaşır. Embriyo daha rahme yuvalanacağı sırada, bu ayrım gerçekleşmiştir ve ilkel plasenta oluşmaya başlamıştır.

 

Embriyo, tüplerdeki seyahati sırasında, tüplerdeki ve rahimdeki sıvıyla beslenmesini sağlarken, yuvalandıktan kısa bir süre sonra plasenta bu görevi alır ve sadece embriyonun beslenmesi için değil, anneyle bebek arasındaki iletişimi sağlamak için de kullanılır.

Sağlıklı bir gebeliğin yürütülebilmesi için gerekli olan gebelik hormonlarının büyük bir kısmı plasentadan salgılanır. Yani bu geçici misafir, bebek doğana kadar, aynı zamanda bir salgı bezi gibi davranır.

 

Sadece gebeliğe özgü bir organ olan plasentada, anne ve bebek arasındaki madde alışverişi sağlanır. Ancak bu alışveriş, bilindiği şekilde, kan değişimi şeklinde değildir. Yine başka bir mucize olarak, anneyle bebeğin kanı karşı karşıya gelmez, temas etmez ve karışmaz, arada bir hücre bariyeri vardır. Bu mekanizma, bebeğin, annenin bağışıklık sistemi tarafından kabullenilmesini sağlayan önemli faktörlerden biridir.

 
Annenin rahmine gelen kan, rahim damarları aracılığıyla, plasentanın olduğu bölgeye gider. Plasentada, oluşturulan bir havuza boşaltılır. Plasentanın bebek tarafında ise, bebeğin kanını taşıyan, kordon damarları plasentaya girer ve dallanarak, çok sayıda ağaççık benzeri yapı oluşturur. Etrafı annenin zarları ve hücreleri tarafından sarılır. Yani, Koryon villus adı verilen bu yapılarda, içinde bebeğin kordonundan gelen dallanmış ve etrafı hücreler ve zarlarla kaplanmış olan bebeğin kılcal damarları, annenin kanının boşaltıldığı havuz içerisinde yüzer. Alışveriş işte burada madde geçişi yoluyla olur ve aradaki bariyer hücrelerin izin vermesi ve yönlendirmesiyle gerçekleşir.

Doğuma yakın bir gebelikte, plasentanın ortalama çapı, 185 mm; kalınlığı, 23 mm, hacmi 500 ml, ağırlığı 510 gr dır. Ancak bu ölçümler bireysel değişkenlik gösterir. (anne ve bebek adlı iki bireyden bahsediyoruz)

Anne adayı daha gebeliğinin farkına varmadan, yediği ve içtiği gıdalar, plasenta ve kordondan geçerek bebeği beslemeye başlamıştır. Bir o kadar da zararlı maddeler de bu yolla aktarılmaya başlanmıştır. Embryonun rahme yuvalanması sonrasında, anne ve embryoya ait dokular birlikte plasenta adı verilen bu ara organı oluşturmaya başlar. Plasental geçişin başlamasıyla; anne kanındaki besinler, oksijen ve su plasenta ve göbek kordonu yoluyla cenine geçerken, ceninin vücudunda oluşan karbondioksit ve atık maddeler de aynı yolla anneye transfer edilir. Yani bu ara organ, kendi organları oluşuncaya kadar, ceninin akciğer, karaciğer ve böbrekleri görevini üstlenmektedir. Günümüz teknolojisinde en modern yoğun bakım ünitesi yaşam desteği üniteleri bile plasentanın kapasitesine ulaşamıyor.

Plasenta bir diğer çok önemli görevi de gebeliği devam ettiren hormonları üretmesi ve ceninin vücut ısısının anneden 1-2 C daha yüksek olmasını sağlamasıdır.